18 Aralık 2012 Salı

Cep Telefonsuz Son Gün, Son Dakikalar

Karmaşık duygular içindeyim. İlk gün de bu cümleyle başlamıştım yazıma. Ve 20 günün sonuna geldiğimde hissiyatım aynı. Ama farklı bir şekilde. Yani daha anlaşılır olmak gerekirse, 20 gün önce garip bir boşluk hissinin üzerine inşa edilmiş bir karmaşıklık hakimdi bende. Şimdi ise bir şeyi/yeri bırakıp gitmek, ne bileyim veda etme duygusu gibi bir şey var kafamda. Lost Adası'nı terk edecekmişim gibi hissediyorum. Michael gibi mesela. Aslında Michael doğru bir örnek olamadı. O tam anlamıyla ayaklarını kıçına vura vura adadan kaçmıştı. Bende o tür bir kaçış isteği yok. Geri döner miyim bilmiyorum. Arkadaşlarım ve ailem kriz geçirmese sanki daha devam edebilirim gibi geliyor. Ama edemeyeceğim çünkü işlerim giderek yoğunlaşıyor ve artık hakikaten bazı durumlarda telefona ihtiyacım oluyor. Yine de doğruya doğru çok zorlandığım bir deney(im) olmadı bu. Karar verirseniz (ve işiniz mümkün kılarsa) deneyebilirsiniz. Oluyor. Çok da iyi oluyor hatta. Ama tabii artıları kadar eksileri de var. Şu 20 günü bir toparlamak gerekirse...

* Herkes telefonuyla yaşıyor. Bunu telefonluyken de çok düşünürdüm. Mesela sporda insanlar koşu bandında, pilates dersi esnasında falan uzun uzun telefonla konuşuyorlar. Bu benim eskiden beri görüp pek garipsediğim bir şeydi. Telefonsuzken daha da gözüne batıyor insanın. Bir de kalabalık içinde bağıra çağıra güle oynaya hayatını anlatanları anlamazdım. Telefonsuzken daha da cadı teyze gibi izledim onları. Bir cık cıklamadığım kaldı, o derece.
* Arkadaşlarımla hep ev telefonu, ankesörlü telefon, mail, Facebook, Twitter üzerinden haberleştim. Garip bir şey var. Telefonun olmayınca arkadaşların sana 'ulaşılamıyorsun öf pöf' muamelesi yapıyor. Oysa mutlaka iki-üç saatte bir (bazen daha kısa aralıklarla) internetle bağlantı kurmaya çalıştım. Telefonum olsa ve toplantıda olsam o kadar saat ya da sinemada, gıkları çıkmaz. Telefonsuz olunca suçlu konumuna düşüyorsun.
* Twitter'ın dm'si hiçbir şekilde uyarı vermiyor. İlla açıp bakman lazım. Niye böyle anlamadım.
* Ara ara, "Acaba beni kim aramıştır bu kadar zaman içerisinde?" düşüncesi esip geçiyor, o histen kurtulmak bence artık mümkün değil 2012 yılında.
* Daha önce de yazdım, mesele telefon değil internetsizlikmiş. Telefonu kesinkes daha çok internet için kullandığımı(zı) biliyorum artık. Sanırım insanların ben bu kararı aldığımda, "Nasıl yapacaksııın?" diye gözlerinin yuvalarından uğraması bu sebeple oldu. Ama kendileri sebebi fark etmiş değillerdi.
* Bir yerlere giderken telefon ekranına bakmak yerine daha çok etrafımı izledim. Hep yaparım bunu da, telefon olunca aklının bir köşesi telefonda oluyor. Ya da çalıyor, bipliyor, dikkatini dağıtıyor işte.
* "Nakit paraya mı ihtiyacınız var? Kontör satın alın, kredi kartınızla zart zurt..." Böyle bir mesaj geliyordu bana tefeciden, sabah akşam. Çıldırmak üzereydim. Bir de bir inşaat malzemesi şirketi vardı, "Şu malzeme şu fiyata," diye. Onlar 20 günlüğüne de olsa hayatımdan çıktığı için müthiş rahattım. Son rahat günüm.
* Artık sürprizlerin çok az olduğu hayatlar yaşıyoruz. Yani her an birbirimizi arayabiliyor, her şeyi haber verebiliyor, arkadaşımızın oturduğu semtteysek, "Buradayım, gel bir şeyler içelim," diyebiliyoruz. Telefonum yokken en sevdiğim şeylerden biri ev telefonumdan kimin aradığını görememekti. Önce biraz tedirgindim. Ama sonra sesten kim olduğunu çıkarmaya çalışmak, bazen karıştırmak, telefona yaklaşırken kimin aradığını tahmin etmeye çalışmak güzel gelmeye başladı. Sonra mesela biriyle buluşurken gelmediğinde vapuru kaçırdığını, vs. anlayıp ona göre nasıl bir çözüm üretebileceğimi düşünmek, bir toplantıya gitmişken, "Aa şu arkadaşım da yan binada çalışıyor, bir uğrayayım," diyerek danışmadan onun masasını aratmak ve tam o esnada onun tesadüfen sigaraya çıkıyor oluşu nedeniyle kapıda karşılaşmak ve gülüşmek... Bunlar güzeldi. Pollyanna mıyım?
* Yarından itibaren telefonumu kullanmaya başlayacağım. Sanki biraz garipseyecekmişim gibi geliyor. Fakat hemen alışacağımı, bir süre sonra da eskisi gibi biri olacağımı biliyorum. Daha önce de dedim, insanoğlu her şeye alışıyor. Su gibi kabın şeklini alıyor. Güle güle telefonsuz günler...

8 yorum:

  1. Twitter'a DM geldiğinde e-posta at diyebiliyorsunuz. Daha kolay bir yolu var mı bilmiyorum

    YanıtlaSil
  2. Öncesinde de blogu ilgiyle takip ediyordum ama bu yazı dizisini farklı bi merakla takip ettim. Detaylı ve samimi notlar için teşekkür, sabrınız için tebrikler.

    YanıtlaSil
  3. :) aslında hayatımızı ele geçirmiş telefon. yanımızda olmadiğinda kendimizi çıplak hissediyor, onsuz bir ani mantiga sigdiramiyoruz. cesaretiniz takdire şayan :)

    YanıtlaSil
  4. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  5. Tebrikler, ne güzel anlatmışsınız acizliğimizi. Cesaretinize sabrınıza sağlık

    YanıtlaSil
  6. ben de mi hayatıma uygulasam acaba? maalesef ki ben de "telefonuyla yaşayanlardanım"

    YanıtlaSil
  7. evet melis, büyüyünce melis danişmend olacağım dedim. büyüdüm. bugün ben de deniyorum. benimki çalınmadı. sen madem çalındı demiştin. bense madem çalmadı diyorum. madem çalmadı bu telefon, kapıyorum o halde.

    YanıtlaSil